2405Thu2018

Son Guncelleme11:39:16

Salı, 10 Haziran 2014 19:43

SOKAKLARI ANLAMAK

Yazan  Kemal ÜÇÜNCÜ

Sokaklar ortak alanlardır.

Sokaklar önce yürümek için kullanıldı.

Sokaklar, teknolojinin ürünü otomobillerin icadı ile otomobillere hizmet vermeye başladı.

Her iki uygulama insanların istedikleri yere varmalarını sağlayan araçlardır, ulaşımdır.

Sokaklar, kenarlarına kurulu alışveriş noktaları ile de insanlara hizmet veriyor.

Sokakların bazıları da çocuk oyun alanları durumunda işlev görmektedirler.

Sokaklar, insanların komşuluk ilişkilerinin güçlenmesine katkı sağlayan mekanlar olarak görevlerini yürütmeye devam etmektedirler.

Sokaklar, her türlü sosyo-ekonomik karaktere sahip insanların bir arada bulunabildiği mekanlardır.

Sokaklar, her türlü insanın geçişine izin veren ortak mekanlardır; nitelik sorgulamaz.

Kent sokakları, kır sokaklarından daha çok insan barındırır; daha çok göz önünde bulunurlar.

Velhasıl!, Sokaklar demokratik ortamlardır.

Sokakların bu niteliklerini koruması ve bakımı doplumsal yaşam ve demokrasi açısından önemlidir.

Günümüzde sokaklar, demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin arandığı mekanlar olmuştur.

Toplumsal dinamiklerin beklentilerinin karşılanmadığı hallerde bu yol bir demokratik hak olarak kabul edilir.

Son bir yıl içerisinde ülkemizde sokak eylemlerinde hızlı bir artış ve yoğunluk yaşanmaktadır.

Toplum dinamiklerinin bir kesimi; “Basının, haberleşmenin ve iletişimin yasaklandığı, söz hakkının ortadan kaldırıldığı, yolsuzluğun, yoksuzluğun ve işsizliğin arttığı, güçler ayırımının ve adaletin ortadan kaldırıldığı, vb.” gerekçelerle sokakları kullanmaya başlamışlardır. Bu dinamikler, “kimseye zarar vermeden yürütülen protestoların engellendiği” gerekçesi ile de ayrıca tepki göstermektedirler. Demokrasinin “sandığa sıkıştırılması”nı da protesto eden toplumsal dinamikler, sandık dışında kullanabilecekleri sokakların toplumsal demokrasiyi yaşatma mücadelesi alanları olduğunu ifade ederek bu konudaki kararlılıklarını sürdürmektedirler.

Bir aile ortamında da birey, tepkilerini bir şekilde gösterebilir. Aile resinin görevi bu tepkileri anlamak, gereğini yapmaktır. Yoksa, aile resinin görevi, tepki duyan bireyi dışlamak veya bu tepkiyi görmezden gelmek değildir.

Geçmişte Güneydoğu Bölgemizde şiddetli terör olayları olmaktaydı. “Çözüm süreci”nin başlamasından sonra terör olayları yerini “şiddetli yoğunlukta sokak hareketlerine” bıraktı. Bu eylemler “sokak demokrasisi” kapsamında değerlendirilebilecek eylemler olmaktan uzaktır. Benzeri eylemler, başta İstanbul olmak üzere, başkaca bazı illerimizde de yapılmaktadır. Güvenlik güçleri bu illerdeki eylemler üzerine daha etkili bir şekilde giderken, aynı duyarlık Güneydoğu Anadolu Bölgemizdeki yüksek yoğunluklu sokak eylemlerine gösterilmemektedir. Eylemciler, Güneydoğu Bölgemizde hakimiyet kurmak amacıyla çaba harcarken, belli ki hükümet “süreci sabote etme” baskısı altında kalarak bu hareketlere müdahale etmemektedir.

Doğrusu tabi ki bu hareketlerin analiz edilmesidir. Buna ilişkin 30 yıllık bir deneyim elde edilmiş ve neyin ne olduğu aleniyet kazanmıştır.

Bir medya aygıtında,Sakarya, Tunceli, Hakkari, Şırnak gibi illerde Lice olaylarını bahane edenler, gösteri yaptı” şeklinde haber geçiyor. Bu cümlede geçen “bahane” terimi de ülkemizin getirildiği gerçeği göstermektedir. Aynı çerçevede, Lice’de çıkan olaylar sonrasında Lice Cumhuriyet Savcılığı tarafından askerlerin silahlarına el konduğu ifade ediliyor.

Sonuç olarak, Güneydoğu Bölgemizdeki eylemler “terör eylemleri”dir. Günlerce şehirler arası yollar kapanabiliyor, Türk Bayrağı gönderden indirilebiliyor.  "Bayrak düşer, birileri ayağa kalkar" deniyor. Çözüm sürecine rağmen bu olayların şiddetlendirilmesinin en önemli nedeni önümüzde yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimidir. Tarafların nerden buluşacağı henüz belirgin değildir.

Bu eylemlerin dışında, sokak demokrasisine inanan toplumsal dinamiklerin sokağı kullanmaları bir hak olarak değerlendirilmeli, sorgulanmalıdır.

Sokak demokrasisinde katılım sorgulanablir.

Örneğin, ne kadar insan sokakta talepte bulunursa sorgulanmalı?

Ülkemizin nüfusu 76.667.864 kişi.

Sokak demokrasisine uygun yaş 19-35 olup, bu çağdaki nüfusumuz yaklaşık 20 milyondur.

Sokak demokrasisi kent sokaklarında gerçekleşir.

Kentli nüfus (19-35 yaş arası) % 77: 15.4 milyondur

Sokak demokrasisi daha çok erkeklerin uğraş ve mücadele şeklidir.

Erkek nüfus (%50) 7.7 milyondur.

Erkek nüfusun % 10’u hastadır.

Sağlıklı erkek nüfusu (%90) 6.93 milyondur.

Bir toplumda sokak demokrasisine katılanların oranı %5 ise, bu durum mutlaka sorgulanmalıdır.

Ülkemizde, Güneydoğu Bölgemizdeki terör eylemleri hariç, eyem amaçlı sokağa çıkan sayısı toplamda 6.930.000 * 0,05 = 346.500 ‘ü buluyorsa, bu ciddiye alınacak bir sorundur.

Dileriz bu sayı aranmadan sorunlara çözüm aranmaya başlanır, bu iyiniyet ortaya konur.

**

Son günlerde bir başka grup daha sokaklara inmeye başlamıştır: Ülkücüler.

Şayet bu süreç de böyle işlerse, gelecekte çok ciddi sorunların yaşanacağı aşikardır.

Zira, geçmişinden bilinir: Ülkücüler için; vatan, bayrak ve devlet namustur.

Türk Milleti için namus, yaşamla eşdeğerdir; “HİÇ BİRİNDEN VAZGEÇMEZ”!

Ülke yönetimi, bugünden başlayıp, bu sorunları bir an önce sorgulamalı ve çözmeli, bu konuda iyiniyetini göstermelidir.

“Türkiye Cumhuriyeti Devleti”nin kuruluş felsefesinden vazgeçilemez.

 “Türk Milleti” inancı kaybedilirse, bireylerin yaşama mutluğu da yok olacaktır.

Türk Milleti, "devletsiz" yaşayamaz.

Olayların bu şekildeki gidişi siyasilere, özellikle yönetici gruplara bir avantaj sağlamayacaktır.

Dileğimiz, her Türk evladının sağduyu duyarlılığına sahip olması ve sorunların çözümüne katkı sağlamasıdır. Her birey, kendi sorumluluk alanında görevlerini ifa ederse sorunlar çözülür.

Sokakları anlayamayanlar, anlamayanlar, anlamak istemeyenler sokakta kalır...

Dahası, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde vurgulanmıştır; tekrar paylaşalım.

MAK

10.06.2014

**

 

Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

 

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927

Description: http://www.ataturkungencligehitabesi.com/ata_imza.gif

 

Son değişiklik Salı, 10 Haziran 2014 20:41

Kemal ÜÇÜNCÜ

Kemal ÜÇÜNCÜ

AKÇAKÖY MAHALLESİ

E-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Yorum yazmak için üye girişi yapınız